Kitap okumanın yaşı ve saati
30 Aralık 2009 Çarşamba 03:22
KİTAP OKUMA ALISKANLIGININ AZ OLDUGU TÜRKİYE'DE,
KİTAP OKUMA ALISKANLIGININ AZ OLDUGU TÜRKİYE'DE, KARAMAN'IN ERMENEK İLÇESINDE HES BARAJI YAKININDA ELİNDEKI KİTABINI DİKKATLE OKUYAN YASLI ADAM DİKKATİ ÇEKTİ
aarman@hurriyet.com.tr
Ben medyanın sokakla bağlantısıyım Ben ondan çok şey öğreniyorum. Orada ne olmuş, yeni neresi açılmış, yeni numaralar, eğilimler, trendler ne? Çünkü ben onun kadar dolaşamıyorum. Neredeyse her gece sokakta.Gecelerin, sokakların, barların, kulüplerin, oralarda yaşananların nabzını tutuyor. Eskinin Pera muhabirleri gibi, Kelebek yazarı Onur Baştürk de sokağın muhabiri. Bana eğlenceli, ilginç ve yeni geliyor. En azından oturduğu yerden ahkâm kesmiyor. Gördüğünü yaşadığını yazıyor, cesur çıkışları oluyor. Böyle bir insan nasıl olur? Aşırı sosyal, sokulgan, konuşkan, girişken. Çok öyle biri değil. Cool ve mesafeli. Ve temkinli. Sazan gibi hiçbir şeye atlamıyor, duruyor, tartıyor ondan sonra...
Bir Onur Baştürk’tür gidiyor. Ama hikâyesi nerede, nasıl başladı bilmiyoruz... 
- Ankara’da doğdum ama büyüdüğüm yer Karaman Ermenek...
Ermenek mi? Orası, benim babamın askerlik yaptığı yer! Ne alaka Ermenek?- Çünkü annem oralı. Madem şecere döküyoruz, babamı da unutmayalım, o da Sivaslı, Divriği’den.
Taşrada büyüdün yani! Taşrada büyümenin kolaylıkları, zorlukları...- Taşrada, zaman yavaş ilerler. Şehirdeki gibi değildir. En büyük zorluk bu. Oysa büyümekte olan biri ne ister? Hız! Bir an önce hayata atılmak, ne olup ne bitiyor bakmak. Ama taşrada hayat, “Bir dakika sakin ol” şeklinde akar. O yüzden, şimdi ne kadar hızlı yaşasam da, bir gün, bir hafta, bir ay nasıl geçiyor anlamasam da, içimde bir yerde hep ama hep çok sakinim, bu taşranın bana kattıklarından biri. Taşranın başka güzellikleri de var tabii.
Ne gibi?- Organik beslenme mesela. Teyzelerimin bağları, bahçeleri sağ olsun; taze sebze ve meyvelerle geçti ilk gençliğim...
Kaç teyzen vardı?- Üç. Ayrıca onların kızları. Kadınların ağırlıkta olduğu bir ortam...
Ermenek, sende ne tür izler bıraktı? - İçedönüklük ve sükûnet. Bir de fena halde hayal kurma yeteneği. Gerçekmiş gibi hayaller kurardım. Kendime ait televizyon kanalım bile vardı mesela. Niyeyse?
Nasıl bir sosyal ortam? Nesi bir daha bulunmaz, nesil katlanılmaz...- Bol bol kahkaha, kakara kikiri, müthiş bir yeme-içme ayini, terasta geçen uzun yaz akşamları, bunlar bir daha bulunmaz! Ama katlanılmaz olan, bir süre sonra her şeyin aynılaşması. Müthiş bir kısırdöngü ve sıkıcı...
Ben de taşralıyım, bir tarafım hep sevdi, bir tarafımsa hep kurtulmak istedi, senin durumun neydi?- Aynı. Bu arada, muhabbet öyle hale geldi ki, birazdan Taşra-Der’i kurmak istiyorum, ben başkan olacağım, sen de genel sekreter! Ben diyorum ki, her yerden bir süre sonra gitmek lazım Ayşe. Hep aynı yerde yaşamak fena halde sıkıcı. Bu her kasaba, her metropol, her ülke için geçerli...
Nereye gitmek isterdin buradan? Bundan sonraki durak neresi?- Evet ya, İstanbul’dan da sıkılıyorum bazen. Nereye mi gitmek isterdim? Önce New York, sonra tam tersi Tibet!
Kardeş var mıydı?- Üç erkek kardeşiz biz. Bendeniz ortanca.
Rol modelin kimdi? Kime benzemeye çalıştın?- Gerçek hayattan yoktu! Dizilerden kahramanlar vardı. Mesela “Booker” diye bir polisiye. Saçlarımı o dizideki çocuk gibi (Richard Grieco) uzatıp, uzun paltolar giyip, motosiklete atlayıp dedektif olmak istedim.
Başka?- Cosby Ailesi dizisindeki gibi bir evim olsun isterdim. Türk tipi evler bana kötü gelirdi. Hatırla: Hani Cosby’lerin evinde, kapıdan içeri dalar dalmaz salona girerdin. Ortada bir kanepe, karşısında televizyon filan. Hoş, aynı düzen bütün Amerikan sit-com’larında vardı. Charles İşbaşında’yı hatırlar mısın? Peki Altın Kızlar’ı? Ya da Hayat Ağacı’nı? Şimdi anlıyorum ki beni Amerikan dizileri mahvetmiş!
Çocukluk hayalin neydi? Ne olmak istiyordun?- Net bir şey yoktu. Ama yazı yazmayı seviyordum. Bu tutkudur galiba önüme yolları, otobanları açan...
Gelelim Ankara yıllarına... İletişim Fakültesi’ne tesadüfen girenlerden misin?- Hayır hayır, ilk tercihim. Basbayağı bilinçli. Zınk diye kazandım.
Ankara’nın sana kattığı ne?- Kendi başına yaşamayı öğrendim, hayatta ne istediğimi anlamaya başladım, yalnızlığın tadını çıkardım. İlk iş deneyimleri, ilk serserilikler...
Yalnızlık, hayatının ne kadar büyük bir teması?- Hayli büyük. Hani var ya kalabalık içinde yalnız, ben de onlardanım. Yalnız olmayı-kalmayı bilmek lazım. Bunu beceremeyeni pek sevmem.
Hep ayrık otu mu kaldın yani...- Ayrık otu diyerek beni niye toplum dışına ittin şimdi, aşkolsun! Ama doğru bir yanı var, gerçi bu ayrıkotu olma hali mi, yoksa kafana göre takılmak mı, pek emin değilim. Şöyle diyelim; gelir geçer şeyleri sevmedim hiç. Ama bağıra çağıra da isyan etmedim hiçbir şeye. Huzurlu bir isyankâr oldum. Aaa, ne güzel köşe ismi olurdu bu!
Hiçbir yere ait oldun mu? Dernekler, gruplar, ideolojiler...- Hayır! Üniversitede ufak ufak solculuk denemelerim oldu. YÖK’ün kuruluşunu protesto etmek için halay çekenlere katılmak gibi. Ama hayır, hiçbir yere ait olmadım. İstemedim de. Galiba bu konuda özürlüyüm. Yapacak bir şey yok.
Arkadaşlıkların uzun sürer mi?- Al zor bir soru daha! O kadar uzun soluklu, mıç mıç arkadaşlıklarım yok. Zaten önemli olan süre değil. Şu anda çok sağlam arkadaşlarım var. Beraber yaşlanacağız gibi gözüküyor. Ama yok, böyle gezip tozarsak yaşlanmayız da biz! Çok gezen yaşlanmaz!
Ve ver elini İstanbul... Bu şehirde hayatla ne kadar boğuştun? Ne kadar zorlandın? - Çok da zorlanmadım aslında. Ama tabii medyada başlangıçta sürünürsün, kuraldır. Boğuşmaksa, boğuştum. Bir-iki küçük iş denemesinden sonra, bir tanıdık vasıtasıyla Duygu Asena’nın dergilerine zıpladım.
Duygu Asena’yı seçmenin özel bir sebebi var mıydı?- Onunla konuşmak bile acayip bir şeydi, benim gözümde değeri büyüktü. Castro ile yaşadığı anılar çok matraktı. Onun hayatla dalga geçen bir tarafı da vardı. İş görüşmesinde sırf beni işe alsın diye, “Sizinle aynı gün doğmuşuz, ikimiz de Koç’uz, ha ha” diye saçmaladığımı hatırlıyorum. Tabii ki Duygu Asena hiç karşılık vermedi bu aptalca lafıma. Ben de aynı şeyi yapardım! Allah’tan işe alındım, Negatif ve Kim’de çalıştım. Zaten son dergileriydi. Onun “pat diye her şeyi bırakma, kazık çakmama” ve “hiçbir şeyi umursamama” hallerine bayılıyordum. Hasta olduktan sonra ekipçe toplanıp evine gitmiştik. O zaman bile aynıydı sanki. “Ölüm bana vız gelir” der gibiydi.
İstanbul ne kadar hırpaladı seni? - Henüz Dubai’ye kaçacak kadar hırpalamadı! Herkes kadar işte...
Sonrasında nerelerde çalıştın?- Of of, çok yerde! Sabah’ta, İxir’de, sonra Mehveş Evin yönetimindeki Aktüel’de, Vatan’da. Bir sürü part-time işler yaptığım da oldu. Ama onları saymayayım yorma beni!
Ve son durak Hürriyet... Sence medyada hangi boşluğu dolduruyorsun?- Bunu benim yerime başkasının söylemesi daha hoş olurdu. Ben söyleyince acayip durabilir. Ama ısrar ettin, söylüyorum o zaman: Ben medyanın sokakla bağlantısıyım. Sürekli sosyal ortamlarda, ama şık ama salaş, her yerdeyim. Gezip tozuyorum, şehirde ne olup bitiyor görüyorum ve anında yazıyorum. Masa başından zırvalamıyorum yani.
Yaptığın işin adı ne?- “Ek yazarı” diye bir kategori var. Öyle tanımlamıyorum. Hayatı, daha doğrusu sosyal hayatın her alanını yazıyorum diyelim gitsin. Bunun içine o kadar çok şey giriyor ki! Gizli saklı yapılan swinger partisi de, gay barda eğlenen belediye başkanı da, bir ev partisinde eğlenen Teoman da, Reina’nın kadınlar tuvaletindeki muhabbet de, kimselerin değinmediği bir film ve kitap da...
Bir dakika, bir dakika... Var mı bunlar gerçekten Türkiye’de, swinger partileri filan yaygın mı?- E var tabii, sen de şaşırıyorsan! İnternet siteleri var, orada haberleşiyorlar. Ve her ay bir otel ya da bir evde toplanıp parti veriyorlar. Ben de bir arkadaşım sayesinde bir partilerine sızmış ve bunu yazmıştım! Benden nefret etmişlerdi.
Bir de Paris Belediye Başkanı hikâyen vardı, neydi o?- Gecenin bir vakti haber uçurdular bana. “Paris Belediye Başkanı Bertrand Delanoe Tek Yön’de eğleniyor” diye. “Süper haber!” dedim ve hemen taksiye atladım Tek Yön’e gittim. Gerçekten de Belediye Başkanı orada. Arkadaşlarıyla eğleniyor şahane bir şekilde. Ben de yazdım. Sonra tabii kızdılar. Ama gazetecilerin kaderi biraz da böyle, herkes seni sevecek diye bir şey yok.