akif öz
21 Ocak 2026 Çarşamba
Alıntı
2 Ekim 2025 Perşembe
29 Mayıs 2025 Perşembe
Canım Oğlum;
Eğer sana sahip olmasaydım;
Topuksuz ayakkabılarla da şık olunabileceğini bilmeyecektim. Hamileliğim esnasında 90’lı kilolara kadar çıkıp kendi çapımda ilk defa bir alanda rekorumu kıramayacaktım. O küçücük ellerle renkli kartonlardan yapılmış bir kâğıt parçasının bu kadar değerli olabileceğini öğrenemeyecektim. Kan yapsın diye dana dili haşlayıp üzerine yumurta kırıp ağzının tadına da uysun diye çikolatalı pudingle karıştırmak gibi yaratıcılığın sınırlarını zorlayan tarifler keşfedemeyecektim hiç. Su almak için elimde kumanda ile buzdolabını açtığımda kumandayı buzdolabına koyacak kadar ya da evden çıkarken telsiz telefonu çantama atacak kadar kendimden geçmeyecektim. Birinin canı yandığında ötekinin bu acıyı hissedebilmesinin sadece ikiz kardeşlerde olduğunu sanacaktım. Sabahın köründe gözü kapalı mutfağa kadar gidip, süt ısıtıp yine gözü kapalı dönme yeteneğini kazanamayacaktım. Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insanüstü bir uğraşa asla girmeyecektim. Bir insanın gaz çıkarması beni bu kadar mutlu edemeyecekti. Büyüdüğünde arkadaşlarınla birlikte partilerde Süper Anne olarak eğlenmeyi hayal edemeyecektim. Babanla belki daha az kavga edecek ama sevginin evlat denilen başka bir boyutuna giremeyecektik. Sevginin böylesine karşılıksız olanını hiç tadamayacaktım. Telaşsız sevişmenin hayalini kuramayacaktım. Annemi bu kadar çok sevdiğimi anlamayacaktım. Annesinden zorla ayırdılar diye ‘Uçan Fil Dumbo!’ çizgi filminde böğürerek ağlamayacaktım. Geceleri kesintisiz uyuyacak, hafta sonunda sabahları istediğim saatte kalkacaktım ama, uyandığımda yanağıma konmuş minik ellerin sıcaklığı ve ıslak bir öpücük ısıtmayacaktı yüreğimi. Çantamda sürekli bisküvi, ıslak mendil, bir adet oyuncak, düşer bir yerin kanar diye ayıcıklı yara bandı taşımayacaktım. Acıyı geçiren öpücüğün gücüne inanmayacaktım. 38,5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı. Yağmur sonrası çamurlu sularda zıplamanın keyfine varamayacak, sen bir lokma daha fazla yiyesin diye kalabalığın ortasında kafamda peçete dansı yapmayacaktım. Sen olmasaydın eğer yaşamın karmaşıklığını unutup, tekrar basit yaşamayıöğrenemeyecektim. Sen olmasaydın eğer, ben asla ‘anne’ olmayacaktım. Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğarmış…
Bu lafın doğruluğuna inanmayacaktım!
anne den
21 Nisan 2017 Cuma
Hiç beklenmedik bir ölüm!” “Vakitsiz” “Erken!” “Sürpriz!”
14 Nisan 2017 Cuma
KÖRLERİN KÖYÜNDE
Ahmet Sağırlı
10 Nisan 2017 Pazartesi
Hitler, Almanları nasıl kandırdı?Kaynak: Hitler, Almanları nasıl kandırdı? - Arslan BULUT

***

Dural, Hitler'in sloganlarını o dönemin afişlerini de fotoğraflı olarak göstererek hatırlatıyor:
-Ein volk, ein Reich, ein Führer! Gror Deutfchland!
Yani, tek millet, tek devlet, tek lider! Büyük Almanya!
-Ein volk, ein Führer, ein "Ja"
Yani, tek millet, tek lider, tek evet!
Diğer afişler şöyle:
-Tanrı Bizimle!
-Sen Almanya'sın büyük düşün!
-Büyük Almanya için 10 Nisan'da evet!
-Adolf Hitler sizin için tablo gibi yollar yaptı.
-Bu köprüyü Adolf Hitler'e borçluyuz.
-Führer size 11.5 milyon metreküp kömür verdi, siz de ona oyunuzu verin.
-Liderimiz Adolf Hitler alkol ve sigara kullanmaz.

***
Dural, metinde özetle şöyle diyor:
-6 Kasım 1932'de yapılan seçimlerde, Adolf Hitler'in bir darbe ile el koyduğu ve başkanı olduğu Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi, yüzde 33,1 oy alıp, 196 milletvekili kazanarak birinci parti oldu.
-30 Ocak 1933'te Adolf Hitler, Başbakan oldu.
-27 Şubat 1933'te Alman Meclis binası Reichstag yakıldı. Ertesi gün Hükümet, Olağanüstü Hâl ilân etti.
-Saldırıdan komünistler sorumlu tutuldu ve SA'lar insan avı başlattılar. Gerçekte Reichstag'ı Hitler'in emriyle yakanlar SA'lardı. (SA'lar, 1921'de Hitler tarafından kurulan, yasa dışı silâhlı bir kuruluştu. Sonradan yasallaştırıldı ve Hitler'in iktidarını sürdürmesini sağladı.)
-Başbakan Hitler, terörle etkin ve hızlı mücadele için Parlamentoya Yetki Yasası Teklifi sundu.
-Oylama günü SA'lar, meclise gelen Sosyal Demokrat milletvekillerini içeri sokmadı.
-24 Mart 1933'te "Yetki Yasası", 441 evet, 94 hayır oyu ile kabul edilerek, Alman Meclisi'nin bütçe yapmak ve uluslararası antlaşmalar yapmak gibi temel yetkileri, dört yıl süre ile kabineye, dolayısıyla Başbakan Hitler'e devredildi ve Meclis'in çalışmalarına bu süre için ara verildi.

-Yetki Yasası 1937 ve 1941'de yenilendi, 1945 yılına kadar Parlamento 12 yıl kapandı.
-Adolf Hitler, ülkeyi "Olağanüstü Hal Kararnameleri"yle yönetmeye, devleti kendisine göre şekillendirmeye başladı.
-30 Haziran 1934: "Uzun Bıçaklar Gecesi" diye anılan gece, önde gelen muhaliflerin yüzden fazlası katledildi, binden fazlası tutuklandı. Cinayetler, SS'ler ve rejimin gizli polisi Gestapo tarafından işlendi.
-2 Ağustos 1934'te Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg öldü. Hitler, Cumhurbaşkanlığı makamını da üstlendi. Bunun için bir Anayasa değişikliği hazırlattı ve 19 Ağustos 1934 tarihinde referanduma gidildi. Yüzde 89,93 "evet" oyu ile Hitler'in hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan olmasına onay verildi. Hitler, "führer" ilân edildi.
-Hitler, anayasanın 46. maddesi ile verilen, "bütün memurların (Beamte - Üst Kademe Kamu Yöneticileri) atanması ve azledilmesi" yetkisini kullanarak devlet kadrolarını kendisine biat edenlerle doldurdu.

-47. maddeye göre Alman ordusunun tam yetkili başkomutanı oldu. 48. maddedeki orduyu kullanma yetkisiyle, orduyu halkın muhalif kesiminin üzerine sürerek, faşist Almanya diktatörlüğünü kurdu.
-31 Ağustos 1939'da, Polonyalı kılığına bürünmüş Alman askerleri, Almanya sınırları içindeki Çekya'dan Alman sınır ilçelerine saldırdı.
-Başkomutan Hitler, 1 Eylül 1939'da bu bahaneyle, Polonya'ya saldırdı ve 2. Dünya Savaşı başladı!
-Savaş, 17 milyonu Alman olmak üzere, 65 milyon insanın hayatına maloldu!
***
Yorum sizin! Karar da sizin!
1 Mart 2017 Çarşamba
fıkra
“VEZİRLER huzura çıkmışlar:
Padişahım hazinenizde para kalmadı, yeni vergilere ihtiyacımız var diyerekten…
Padişah kavuğunun altından kafasını kaşımış:
Eeee! Ne vergisi koyalım diye sormuş…
Vezirler:
Köprülere adam koyalım, her girenden bir akçe alsınlar!
Padişah:
Tamam demiş.
* * *
Aradan bir süre geçtikten sonra sormuş vezirlerine:
Nasıl, halk hayatından memnun mudur? Herhangi bir şikayet var mıdır?
Hiçbir tepki yok sultanım! Ancak gelen para çok az.
İyi o zaman köprünün diğer tarafına da bir adam koyun, çıkandan da bir akçe alsın!
Aradan yine bir süre geçmiş, padişah tekrar sormuş vezirlerine:
Var mı halinden şikayet eden?
Yoktur efendimiz!
Halkının tepkisizliğine hem kızan, hem de para kazandığı için sevinen padişah gürlemiş:
Köprülerin ortasına da
birer adam koyun, geleni geçeni oracıkta becersin!
Bu kadar tepkisiz toplum olur mu canım!
* * *
Aradan birkaç gün geçmiş, halktan yine bir tepki gelmediğini gören padişah tekrar çağırmış vezirlerini.
Bu nasıl iştir, adamları becerttiğim halde tepki vermiyorlar!
Bunun nedenini öğrenmek istemiş…
Halkı dinleyelim hele bir demiş.
Gitmişler hep birlikte köprüden geçenlerin yanına…
Padişah ahaliye sormuş:
Halinizden memnun musunuz, var mı bir şikayetiniz?
Kimseden ses yok!
* * *
Padişah tekrar:
Ulan demiş, taş üstünde taş, omuz üstünde baş komam! Varsa şikayeti olan hemen söylesin.
Padişah böyle gürleyince arkalardan cılız bir ses duyulmuş:
Padişahım, o köprünün ortasındaki adam var ya, hani o bizi beceren adam!..
Eeee! demiş Padişah bir umutla… O benim adamımdır, ne olmuş ona?
Bu kez, cesaret bulan ahalinin çoğunluğu ses vermiş:
Allah sizden razı olsun biz sayenizde becerilmekten çok memnunuz. Ancak akşamları çok kalabalık oluyor, sıra uzuyor, eve geç kalıyoruz. Mümkünse köprünün ortasına birkaç adam daha koysanız da sırada beklemesek!
Padişah konuşmuş:
Ey halkım, demek ki siz becerilmek istiyorsunuz, bu iş hoşunuza gitti, öyle mi?
Tepki göstermekten korkan omurgasız ve yalaka ahalinin hepsi olmasa bile bir kısmı yanıt vermiş:
Siz ne emrederseniz biz ‘Evet' deriz sultanım, sayenizde becerilmeye de alıştık!”
* * *
Kıssadan hisse:
Referandumda “Evet” çıktığı takdirde sıra hepimize gelir mi, birileri (her kimler ise!) köprünün ortasına, bu işten hoşlananlar için “Takviye eleman” gönderir mi!
Göreceğiz bakalım!
19 Aralık 2016 Pazartesi
MÜTEVEKKİL
Belanı İstedin, Allah da Verdi... Doğrusu Bu.
"Çalış" Dedikçe Şeriat, Çalışmadın, Durdun,
Onun Hesabına Bir Çok HURAFE UYDURDUN!
Sonunda Bir de "TEVEKKÜL" Sokuşturup Araya,
Zavallı DİNİ ÇEVİRDİN Onunla MASKARAYA!
Bırak Çalışmayı, Emret Oturduğun Yerden,
Yorulma, Öyle ya, Mevla Ecir-İ Hâsır İken!
Yazıp Sabahleyin Evden Çıkarken İşlerini;
Birer Birer Oku Tekmil Edince Defterini;
Bütün O İŞLERİ RABBİM GÖRÜR, VAZİFESİDİR...
Yükün Hafifledi... Sen Şimdi Doğru Kahveye Gir!
Çoluk Çocuk Sürünürmüş Sonunda Aç Kalarak...
Hüda Vekil-İ Umurun Değil Mi? Keyfine Bak!
Onun Hazine-İ İn'amı Kendi Veznendir!
Havale Et Ne Kadara Masrafın Olursa... Verir!
Silahı Kullanan Allah, Hududu Bekleyen O;
Levazımın Bitivermiş, Değl Mi? Ekleyen O!
Çekip Kumandası Altına Ordu Ordu Melek,
Senin Hesabına Küffarı Hak-Sar Edecek!
Başın Sıkıldı Mı, Kafi Senin O Nazlı Sesin:
"Yetiş" de, Kendisi Gelsin, Ya Hızr'ı Göndersin!
Evinde Hastalanan Varsa, Borcudur: Bakacak;
Şifa Hazinesi Derhal Oluk Oluk Akacak.
Demek Ki : Her Şeyin Allah... Yanaşman, Irgadın O:
Çoluk Çocuk Ona Ait: Lalan, Bacın, Dadın O;
Vekil-İ Harcın O; Kahyan, Müdür-İ Veznen O;
Alış Seninse De, Mesul Olan Verişten O;
Denizde Cenk Olacakmış.... Gemin O, Kaptanın O;
Ya Ordu Lazım İmiş... Askerin, Kumandanın O;
Köyün Yasakçısı; Şehrin De Baş Muhassılı O;
Tabib-İ Aile, Eczacı... Hepsi Hasılı O.
Ya Sen Nesin?
MÜTEVEKKİL!
Yutulmaz Artık Bu!
Biraz Da Saygı Gerektir...
Ne Saygısızlık Bu!
HUDA'YI KENDİNE KUL YAPTI,
KENDİ OLDU HÜDA;
Utanmadan Da "TEVEKKÜL" diyor bu Cür'ete, Ha!*
Mehmet Âkif Ersoy
25 Şubat 2016 Perşembe
HOŞ GELDİN

Urfadan dönüyorum ve Nazımın dediği gibi;
...................................
Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun…
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik…
Hoş geldin!
Biz bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta…
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok. ....YÜRÜYELİM…..
20 Ocak 2016 Çarşamba
CUKURBAGSPOR
ÇUKURBAĞ KÖYÜ OMARLI VE OVALI SPOR MAÇIFATİH ÖZDEMİR VE AHMET PERÇİN
Posted by Fatih Özdemir on 22 Aralık 2009 Salı